30 Aralık 2013 Pazartesi

HIRSIZ VAR!



Bir Akdeniz sabahı… Güneş gözlerini açmakla açmamak arasında kalmış… Hava öyle sıcak ki; kapı pencere açık sere serpe yatmamak imkansız… Uyumak zor; uyuyup uyanmak daha da zor… Yirmili yaşlarına henüz adım atmış genç bir kadın, uyku sersemi yatağından kalkıyor… Önce her zaman yaptığı gibi kardeşlerini kontrol ediyor… Sonra mutfağa yürümeye başlıyor… Ve bir anda koridorun ucunda onu görüyor… Bir adam… Adamın elinde genç kadının babasının pantolonu… Şimşek çakıyor kadının beyninde… Babasının maaşı ve babasının kredi kartı geliyor birden aklına… Adamın balkona doğru gittiğini görüyor. Geldiği yerden kaçaçak, belli… Kadın, adamın peşi sıra gidiyor… Adam, tam balkondan atlamak üzereyken, pantolonun ucundan tutuveriyor kadın… Bir süre pantolonu çekiştiriyorlar karşılıklı… Ve adam, pantolonu bırakıp kaçıp gidiyor.

Yukarıda anlattığım olay tamamen gerçek… Eksiği var; fazlası yok… Arkadaşımın bu olayı atlatması pek de kolay olmadı… Ama başardı… Ve ben “hadi bi daha anlatsana şunu” dediğimde, her defasında gururla dinledim onu.

Muhtemelen büyük bir çoğunluğumuz böyle bir durumda uyuma numarası yapıp hırsızın gitmesine göz yumardık… Cana geleceğine mala gelsin!

Peki, bir kadın tek başına gözünü karartıp bir hırsızla boğuşmayı göze alabiliyorken; bir toplumun uyumayı tercih etmesi affedilebilir mi?